Eğitimsel Kurbanlar

   
 Eğitim Sistemlerindeki genel problem bence öğrencilerde yarattığı standartlaşmadır. Bu standartlaşmaya çanak tutanlar arasında ilk akla gelenler sıralanacak olursa, eğitim sistemi, sistem kurbanı öğrenciler ve öğretmenler. Peki nedir bu "eğitimsel kurban" olayı? İngilizcede "Educational Victim" olarak geçen kelime özet anlatımıyla, öğrencilerin kendi istekleri yerine sistemin istediklerini öğrenmesi ve kendini sistemle özdeşleştiren bireyin kendi başına birşey öğrenememe durumudur.Okullarda verilen ödevler sınav sistemleri ve almakta zorunlu olduğumuz bizim ilgimizi çekmeyen dersler, bizleri birer eğitimsel kurban haline getiriyor.



     Bana kalırsa eğitim sistemleri, sadece bu ülkenin değil genel dünya düzeninin bir problemidir. Benim zamanımda liseler aklıma geldiğinde öğrencilerin seçebileceği 4 bölüm vardı; sayısal, eşit ağırlık, sosyal bilimler, ve yabancı dil. Sayısal bölümü mezunu bir insan olarak sonradan anlıyorum ki aslında ben eşit ağırlığa daha yatkınmışım.Çünkü bir öğrencinin matematiğe ve fiziğe ne kadar ilgisi ve yeteneği olursa olsun biyoloji olmadan olmuyor. Ben bir öğrencinin bir dersi öğrenmek istediği için öğrenmesi taraftarıyım. Çocuklarımız okullara zevkle gitmeli, gitmek için can atmalı, onu oraya çeken şeyler olmalı, öğrenmeye aç olmalı. Bunların yerine veriyorlar ezberi haliyle öğrenci sıkılıyor, kolaya kaçıyor. Bir yerden sonra öğrencimiz bilgiyi hazır bekliyor. Eğitim sistemimizin halini mi görmek istiyorsunuz sadece küçük yaştaki çocuklarımıza bakın, koşuşturup duruyorlar. Kendi istekleriyle mi sizce? Yoksa sınav korkusuyla mı? Bizim ebeveyn olarak ya da öğretmen olarak onları arzu ettikleri şeylere ya da ilgi duydukları konulara yönlendirmek değilse amacımız, nedir öyleyse? Çocuklarımızın en doğal hakkı olan oyun oynamayı bile kısıtlıyoruz. Neden siz öyle istediğiniz için değil sistemin getirdikleri. Bu tüm dünyada maalesef böyle.Yabancı ülkelerde bu olay üniversitelerde biraz olsun ayrılıyor. Bir de "Sosyal Aktivite" adı altında kendi ilgi alanlarıyla ilgili faaliyetler gösteriyorlar.Bizim ülkemizden farkı sadece bu kadar.

     Örneklerle daha derinden açıklamak gerekirse, neden öğrenciler küçük yaşlarda ilgi alanlarıyla ilgili şeyleri kendi seviyelerinde öğrenmiyorlar sorusunu sorabiliriz.Sorunun cevabı olarak, mesela yazılıma ilgisi olan, bilgisayara ilgisi olan bireyi neden bu alana yönlendirip okullarda küçük yaştan itibaren eğitimler vermiyoruz? Oyunlara ilgisi olanı oyun yapmaya yönlendirmek, birey için oldukça ilgi çekici olacaktır. Ya da matematiğe ilgisi olanı matematikte neden daha ileriye götürmüyoruz. Ben standart eğitime karşıyım bu yüzden. Her bireyin kendi yeteneği ve eğilimi vardır. Einstein bir sözünde durumu şöyle açıklar: " Herkes dahidir. Ama siz bir balığı, ağaca tırmanma becerisiyle değerlendirirseniz; Bütün ömrünü aptal olduğunu düşünerek geçirir. " Albert Einstein

     Şimdi soruyorum sizlere hangimiz blok flüt çalmadık okullarda? Çalamadığımız zaman notumuz düştü. Düşen notumuz okul puanımızı etkiledi. Belkide onun yüzünden istediğimiz okula giremedik. Belki o insanın flüte ilgisi yoktu becerisi yoktu ama mükemmel bir şekilde gitar çalabilecekti. Kim fark etti bunu? Benim hocam oturduğu yerden çaldırırdı. Arada çalamayan arkadaşlarımızın yerine çaktırmadan arka sıradaki çalar geçer not aldırırdık. Bunu bile fark etmedi ki.Bunların yerine öğrenci seçse ya ne çalmak istediğini.Böylelikle eve gittiğinde de kendisi isteyerek araştırsa, onlarda bir merak uyandırsanız. Belkide yeteneği yok bireyin müziğe. Olamaz mı? Bal gibi olur.

     Sonuç olarak genel olarak sistemin bir parçası haline gelen birey kendi istekleri doğrultusunda değil de sistemin isteklerine kayar enerjisi, bilgisi. Spor Bölümü mezunlarında çalışma hayatına girebilmesi için matematik çözmesini beklemeye kadar gider bu durum. Ya da tarih okuyan bir birey aynı şekilde.Sonra sorumlularımız belli öğretmenlerimiz. Ya iyi anlatamadılar ya da o konuyu anlatmadılar ama sınavda sordular.Öğretmenlerimize düşen öğrencideki merak duygusunu uyandırmaktır. Merak duyan öğrenci bilgiye aç hale gelir. Okulda öğrendiklerinin dışında daha fazlasını bilmek ister. En son tanıştığım tarih öğretmenime kadar, tarihten nefret ettiğini zanneden ben şimdi isteyerek araştırmalar yapıyor ve şunu diyorum: Bizlere düşen düzenin gerektiğini yapmakla beraber kendi isteklerimizi de istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, istediğimiz kadar öğrenmeye çalışmaktır. Ben şuan bunu kendi hobim olarak adlandırdım. Başka çarem de hiç olmadı zaten. Ben de isterdim her yerde istediğim şeyleri öğreneyim. Kendimi keşfedeyim ama olmadı.Şimdi müsadenizle sınavlara hazırlanayım ben.

Dip Not: Accepted adlı filmde (Türkçeye "Çılgınlar Sınıfı ya da "Hayali Üniversite" adı altında çevrilmiş) bu konuya değindiğini görebilirsiniz. İzlemenizi tavsiye ederim

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder